Ana içeriğe git

12 Eylül Darbesinin Nedenleri ve SonuçlarıDevam oku     MAHMUT ÖZDEN'in Katilleri Halka Açıklansın!Devam oku     Bugün 30 Eylül: YAŞASIN ÖZGÜR ABHAZYA!..Devam oku     12 Eylül Darbesi ve Darbe ÇocuklarıDevam oku     8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ!Devam oku     DÜN MADIMAK'I YAKTILAR, BUGÜN HER YERİ!Devam oku     21 MAYIS Soykırımdır, Sürgündür, Asimilasyondur!Devam oku     1 MAYIS’ta Emeğimizle ve Kimliğimizle Varız!Devam oku     KAFFED BAŞKANI YAŞAR ASLANKAYA’NIN AKP'YE TRANSFERİ HAKKINDA!Devam oku     MAHMUT ÖZDEN'in Katilleri Halka Açıklansın!Devam oku     

 

Kimler çevrim içi

Şu an 0 kullanıcı ve 1 ziyaretçi çevrim içi.

Kimler yeni

  • cerkes19
  • Kamilatam
  • dorukb
  • Ozcan Sanbay
  • Arslanbay

Kullanıcı girişi

Haber-Yazı: Tutuklamalar Gerçeği Gizleyemiyor!

Haber-Yazı.. Gazeteci Can Dündar ve Erdem Gül, MİT TIR’larıyla ilgili yayımladıkları haber ve görüntüler nedeniyle tutuklandı. Dündar ve Gül'ü tutuklama istemiyle mahkemeye sevk eden savcılık, "Silahlı Terör Örgütü Üyeliği, Siyasal ve Askeri Casusluk, Gizli Kalması Gereken Bilgileri Açığa Çıkarmak" suçlarının işlendiğini iddia etmişti.
Tutuklanma kararı veren 7. Sulh Ceza Hakimi İsmail Yavuz da "tanıdık" çıktı. Yavuz, gazeteci Ahmet Hakan'a saldıran kişilerden biri olan Kamuran Ergin'i serbest bırakmış, ayrıca Bülent Keneş'i attığı tweet nedeniyle "Cumhurbaşkanına hakaret"ten tutuklamıştı.
Tutuklamalar, Ankara’daki Cumhuriyet gazetesi binası önünde protesto edildi. Ankara’da gazete binasının yürümek isteyen eylemcilere Yüksel Caddesi’nde polis biber gazı ile saldırdı. 
İstanbul Şişli’deki Cumhuriyet gazetesi binasının önünde de eylem yapıldı. Can Dündar'ın eşi Dilek Dündar, "Bu Can'a takılmış bir şeref madalyasıdır. Gurur duyuyoruz. Canın herkese selamı var" dedi.
İfade vermeden önce yaptığı basın açıklamasında Can Dündar, “Bu sır devlete ait bir sır mı? Kendi şahsi sırrı mı? Bunu da herhalde bu soruşturma gösterecek. Bizler casus değiliz, hain değiliz, kahraman değiliz. Bizler gazeteciyiz. Burada yapılan şey de baştan sona gazetecilik faaliyetidir” dedi. Dündar, ortada bir suçüstü olduğunu söyledi. Tutuklama kararının ardından ise Dündar, ‘Üzülmeye gerek yok. Bunlar bizim için şeref madalyası. İçeride ve dışarıda mücadelemiz devam edecek’ dedi. Adliyeye gelen Cumhuriyet çalışanları ile milletvekilleri ise özel güvenliklerin saldırısına uğradı.
Bu tutuklamalar neyi işaretliyor?
Bu tutuklamalar, en kısa ve yalın haliyle “Yeni Türkiye” gerçeğini gösteriyor..
Yıllarca cemaatin Genelkurmaydan, komutanlıklardan sızdırdığı belgeleri nice yandaş gazete çarşaf çarşaf yayınlamıştı. Devletin gizli belgelerini sızdırmak ‘casusluk’ ise, o halde o bir dizi yandaş gazete ve yazarları niçin ‘casusluktan’ yargılanmıyorlar!?..
Elbette Dündar’ı ve Gül’ü bu besleme unsurlarla bir tutmuyoruz, tutamayız. Biliyoruz ki, bu siyasi bir karar ve cezaevinde olmalarının tek nedeni gazetecilik yapmak.
Dün Cemaat AKP desteğiyle bu suçlamaları yapıyordu. Bugün bizzat iktidar suç üretiyor. Her iki gazeteci de gerçek olduğunu bizzat Cumhurbaşkanı'nın kabul ettiği bir haber yaptılar ve dünyanın demokrasiyle yönetilen her yerinde ödül verilebilecek bir habere imza attılar. Ancak tutuklanmaları; Cemaatle hesaplaşma adı altında her muhalifin "paralel" denilerek susturulduğu hukuksuz bir sürecin kanıtıdır.
1 Kasım öncesi, AKP’nin tek başına iktidara gelmesinin huzur ve istikrar getireceği yönünde ışıltılı iddialar, daha 1 ay dolmadan çürümüştür. Gerilim ve belirsizlik artmaktadır.
‘Kanlı Pazar’ın mimarı MTTB’nin o dönem başkanlığını yapan kişinin Meclis başkanı yapılması, Rus uçağının düşürülmesi, yeni kabinede ‘özel seçim’ isimler ve bu tutuklamaların pek çok nedeni ve sonucu var ama şu bir çarpıcı gerçek ki; işte tam da AKP bu yüzden ‘şaşılası’ bir oy oranıyla iktidara getirildi. Ve bakanından Meclis başkanına kadar tüm kadrolar, bu yeni sürece bütünüyle uyumlu olan, ufacık bile sorun çıkarmayacak tam boy Amerikancı-İlahiyatçı bir sicile sahip olanlardan seçiliyor. Tıpkı 12 Eylül dönemi gibi, halkı uyutmak için yine Türk-İslamcı söylem ve adımlar bu yeni sürecin dolgu malzemesi olacak.
Görüldüğü üzere, eşitsiz seçim sistemi ve seçim hileleri ile yüzde 49 oy oranına ulaşması sağlanan AKP’nin -yönetememe krizi- katlanarak devam ediyor. Saray’ın çevresinde, basında, eğitimde, hukukta ve her köşe başına dağıtılan ‘çapsız ve hesapsız’ bir yalakalar ekibini bu sarmal duruma eklediğimizde; ülkeyi yönetenlerin profilinin ortaçağdan kalma bir kabile hükümetini yansıttığını söyleyebiliriz. Bu kalibrede bir iktidar ve o iktidara cirit attıran böyle bir "makul muhalefet" varken, daha çoook başımız ağrıyacak çok..
Burada sözü Dündar’ın ve Gül’ün neden tutuklandıklarını aslında çok net ortaya koydukları mahkemede yaptıkları savunmalarına bırakıyoruz..
Can Dündar'ın mahkemede yaptığı savunma..
"MİT TIR'ları meselesini ilk yazan ben değilim. Bu olay sizin de bildiğiniz gibi bahsettiğimiz iki yapının arasındaki kavgadan ortaya çıkan bir şey. Nasıl olur da bir ülkenin jandarması ile istihbaratçıları birbirine silah çekecek duruma geliyor? Nasıl olur da jandarma kolundan çekerek istihbaratçıları ayağının altında ezer silahını alır? Nasıl olur da bir ülkenin savcısı bir ülkenin valisi ile çatışma haline gelir. İşte bu kurulan ikili yapının sonuçları bunlar.
Savcılar, MİT TIR'larının nasıl çevrildiğini ifade ettiler. Fotoğraflar yayınlandı. Ve o MİT TIR'larının nasıl çevrildiğinin görüntülerine ulaştık. MİT dedi ki ülke dışına silah nakli yapılmıyordu; ülke içine yapılıyordu. Başbakanlık ise gıda ve insani yardım taşıyorduk dedi. Sonradan bunun gıda olmadığı ortaya çıkınca Türkmenlere gönderildi dendi.
O zamanki ana muhalefet genel başkan yardımcısı Tuğrul Türkeş dedi ki: Ben bizzat biliyorum vallahi billahi o TIR'lar Türkmenlere gitmiyordu. O şahıs şu anda Başbakan Yardımcısı gerekirse mahkemede tanıklığına başvurulabileceğini düşünüyorum. Bu görüntüler elimize ulaştı.
Ülkenin istihbarat teşkilatı kendi görev tanımında olmayan bir silah nakli gerçekleştiriyordu.Yani suç işliyordu. Bu ulusal hukukta da suç uluslararası hukukta da suç. Ben ülkemin milli menfaatlerinin yalan söylemekten geçtiğine inanmıyorum. Ben bu halkın milli menfatlerinin istihbarat teşkilatının kanun dışı silah ve insan ticaretinde olduğun inanmıyorum. Hiçbir suç gizli damgasıyla örtbasedilemez ve devlet yurttaşına yalan söyleyerek adil bir devlet olamaz.
Bir devlet adamının görevi böyle durumlarda devletin düştüğü zor durumdan kurtarmak olabilir ama hatırlatmak isterim ki gazeteci bir devlet memuru değildir. Benim görevim; halk adına devleti denetlemek, devlet bir hata yapıyorsa hükümet bir yanlış olaya bulaşmışsa kamu adına bunun hesabını sormaktır.
Uluslararası çapta yakısı olan bir olay.. Bir silah nakli.. Devlet adamları o TIR'larda ilaç vardı diyor. İlaç kutularını kaldırdığınız zaman içinde silah olduğunu görüyorsunuz. Nereye gittiğini de bilmiyoruz.
Bundan birisinin hesap sorması lazım. Bu devlet içindeki çatışmadan olabilir. Uluslararası bir tezgah olabilir. Devlet radikal islamcıları silahlandırıyor olabilir ve hiçbir milli menfaaat bunu meşru göstermez.
Gazeteci olarak benim görevim kamuyu bundan haberdar etmektir. Bunu yaparak devleti de önemli bir yanlıştan kurtardığımızı düşünüyorum.
Daha önce Susurluk'ta gördük. Devlet illegal yollara başvurabiliyor. Suçluluları kullanabiliyor. Suç işleyebiliyor. Çok rahatlıkla yaptığı vahim hataları çok gizli damgalı dosyalarla devlet sırrı haline sokup kendini aklamaya çalışıyor. Bunlara karşıya çıktık ve yayınlayarak belki devletin daha temiz bir topluma evrilmesine yardımcı olduk.
Bugün de aynı durum var. Ne yazık ki devlet bütün uluslararası toplumun tepki gösterdiği bir silah ve insan ticaretine aracılık ediyor. Bütün uluslararası basında bunlar yer aldı. Biraz da milli sır -devlet sırrı- meselesinin biraz da uluslararası boyutundan söz etmek isterim. Benim doktora tezim bu konudaydı. Dünya örneklerini inceledim.
Bunların en bilinenleri Watergate skandalıdır. Daha sonra Irangate skandalı gelir. Günümüzde Wikileaks belgelerinin yayınlanması yine bu konuyu gündeme getirdi. Burada temel mesele şudur:
Devletin güvenlik ihtiyacı var. Bunun karşısında da halkın bilme hakkı ve gazetecilerin ifade özgürlüğü var.. Bunlar çatıştığı zaman ne olur? Aslında temel konumuz bu. Ben burada ifade özgürlüğünün belli konularda devletin güvenlik ihtiyacının önüne çıktığını düşünüyorum. Hiçbir şekilde devletin suç işleme özgürlüğü yoktur. Hiçbir güvenlik gerekçesi suçu örtmeye yetmez.
Eğer biz bu haber nedeniyle tutuklanır, yargılanır mahkum olursak, bu hem Türkiye'de hem uluslararası kamuoyu önünde bir yalan haber yaptığımız iddiasıyla olmayacaktır. Bu devletin halkına yalan söylediğini belgelediğimiz için olacaktır ve bütün mahkeme sürecinde biz bu yalanı belgeleriyle ortaya koyacağız.
Watergate'te aynı şey oldu. Devlet gizlemeye çalıştı. Sonunda olay başkanın istifasıyla sonuçlandı. İrangate'te Amerika'nın İran'a gizli silah satışını belirledi.Bütün sorumlular mahkeme önünde hesap verdi.
Wikileaks, Amerika'nın Irak'taki bütün suçsuz uygulamalarını belgeleriye ortaya koydu. Burada beni casuslukla itham edebileceğiniz hiçbir konu yok. Kendi ülkemizin istihbaratı dahil hiçbir ülkeyle ilişkim yok. Sözünü ettiğiniz Fetullah terör örgütüyle ilgim yok.
Bir casus düşünün ki elde ettiği bilgiyi ertesi gün okurlarıyla paylaşıyor. Bir casus düşünün ki paylaştığı haberden beş buçuk ay sonra karşınıza geliyor, beş buçuk aydır elini kolunu sallayarak geziyor. Ben yapılanın iyi bir gazetecilik olduğunu düşünüyorum.
Bugün olsa yine yayınlarım. Kamuoyu iyi ki bunları öğrendi. İyi ki Cumhurbaşkanı dün 'silahsa silah ne olmuş yani' noktasına geldi. Böyle diyerek bu görüntülerin montaj ve sahte olduğu iddialarını
da boşa çıkartmış oldu, kabul etti. Bu bile bize yönelik suçlamanın düşmesi için yeterli olduğunu düşünüyorum.
Cumhurbaşkanı 'silahsa silah ne olmuş yani diyorsa' ben de ' haberse haber ne olmuş yani' diyorum" (Can Dündar)
Erdem Gül'ün mahkemede yaptığı tarihi savunma..
"'Jandarma var dedi' isimli haberim üzerine devletin sır bilgilerini ifşa etmek ve bir terör örgütüne yardımcı olmak gibi suçlamalarla karşılaştım. Hiçbir şekilde bu suçlamaları mantığım almıyor çünkü gazetecilik zor bir şeydir.
Ben 20 yıla aşkın gazeteciyim. Gazetecilik tehlikeli bir şeydir bazen iktidarların, devlet otoritesini kullanan yetkililerin çatışmalarını içerir. Dünyada buna beşinci kuvvet denilmesinin nedeni de budur.
Bir gazeteci olarak bu tür tehlikelerin ve sıkıntıların farkıdayım ama asla bir terör örgütü ile bir haberin ya da casusluk faaliyetinin yan yana anılmasını, kendi tecrübem ve biraz da hukuk bilgisi bakımından bunu bir çerçeveye oturtamıyorum.
Haberle ilgili konuşmam gerekirse Can Dündar da anlattı. Ben Can Dündar'ın görüşlerini tekrarlamamak için biraz da Ankara gazeteciliginden bahsetmek isterim. Ben esas olarak Ankara gazeteciliği yürütüyorum. Öğrenciyken bize nelerin haber olacağı anlatılır. Ankara gazeteciliği alt birimine gelindiğinde; devlet organlarının faaliyetleri anlatılır. Ankara gazeteciliğini en önemli görevi; devlet organların faliyetlerini izlemek, takip etmek ve haberleştirmektir.
Dolayısıyla buradaki haberdeki esas unsur devletinin en önemli organlarından biri olan jandarmaya ait bir belgedir. Benim için haber değeri taşıyan budur. Ben bir habere bakarken kim kiminle kavga ediyor, bu haber kimin işine yarayabilir, kime zarar verebilir sorularını sormam. Benim için önemli olan toplumun huzuru güveni ve barışıdır.
Benim daha çok görevim devlet aygıtını kullanan iktidarı izleyip haberleştirmek ve halktan bir şeyler saklanıyorsa bunları araştırmak, ortaya çıkarmak ve paylaşmaktır.
Ben devlet güvenliğini daha çok şöyle düşünüyorum:
Halkın güvenliği, ülkenin güvenliği gibi düşünüyorum. Mesela bir devletin güvenliği ancak halkın güvenliği varsa olabileceğini düşünüyorum. Silahlar meselesi de şu açıdan bir gazeteci olarak önemlidir; halkın güvenliği ve barış içinde yaşaması anca silahsızlanma ile mümkündür. Yasal silahlanma dışında ülkenin ordusu ve polisi var. Ancak bunların dışında bir silahlı faaliyetler varsa ve bu durum topluma zarar vereceğinden gazeteci bunu halka haber vermelidir.
Ayrıca bir örnek daha vermek istiyorum: Örneğin ülkede ağır bir salgın hastalık olabilir. İktidara gelen parti seçimi kaybetmemek için bu durumu halktan saklayabilir. Bunu öğrenen gazetecinin de bu durumu yazmaması mesleki açıdan suçtur. Ben silah meselesinde bu bakış açısını savundum.
Aslında bunları yazan sadece biz değiliz. Gazetelerde, televizyonda ya da sosyal medyada bunlar yazıldı. Dolayısıyla benim bakış açım tamamen halkın bilgilendirilmesi mantığıyla hareketle oluşmuştur.
Son olarak söyleyeceğim ise savcılık tutuklanmamı istedi. Sonuçta ben hiçbir örgüt üyesi değilim. Bilerek ya da isteyerek bir terör örgütüne yardım etmeyi asla kafamdan geçirmedim. Üzerimdeki casuslu suçlamasını son derece üzücü olarak değerlendiriyorum. Ben bu suçtan ceza alıp yargılanırsam bu aynı zamanda ülkedeki düşünce özgürlüğü ve halkın haber alma hakkı ve medyanın iktidarı denetleme görevi çok azalmış olacaktır.
Bu suçlarla yargılanmak medyayı daha fazla korkutacak. Halkın gerçekleri bilmesinin önüne geçen bir süreç başlayacaktır. Suçlamaları reddediyorum, serbest kalıp haber yazmaya devam etmek istiyorum. (Erdem Gül)
DÇH-İletişim Birimi
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Premium Drupal Themes by Adaptivethemes