Ana içeriğe git

12 Eylül Darbesinin Nedenleri ve SonuçlarıDevam oku     MAHMUT ÖZDEN'in Katilleri Halka Açıklansın!Devam oku     Bugün 30 Eylül: YAŞASIN ÖZGÜR ABHAZYA!..Devam oku     12 Eylül Darbesi ve Darbe ÇocuklarıDevam oku     8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ!Devam oku     DÜN MADIMAK'I YAKTILAR, BUGÜN HER YERİ!Devam oku     21 MAYIS Soykırımdır, Sürgündür, Asimilasyondur!Devam oku     1 MAYIS’ta Emeğimizle ve Kimliğimizle Varız!Devam oku     KAFFED BAŞKANI YAŞAR ASLANKAYA’NIN AKP'YE TRANSFERİ HAKKINDA!Devam oku     MAHMUT ÖZDEN'in Katilleri Halka Açıklansın!Devam oku     

 

Kimler çevrim içi

Şu an 0 kullanıcı ve 1 ziyaretçi çevrim içi.

Kimler yeni

  • cerkes19
  • Kamilatam
  • dorukb
  • Ozcan Sanbay
  • Arslanbay

Kullanıcı girişi

8 MART "GÜL, EKMEK, KALP…“-Bahar Erdoğan

Орэпсэу 8 Гъэтхап Дунае Бзылъфыгъэ Мафэр
8 Mart 1857 New York ve 26-27 Ağustos 1910 Kopenhag biz kadınların; neleri kullanarak ve nasıl mücadele ederek haklarımızı kazanabileceğimizin rehberidir. Direnişteki kadınların o günlerdeki sloganları , "ekmek ve gül " idi. Gül kaliteli yaşamı , ekmek ise karın tokluğunu simgelemekteydi.
Günümüz koşullarında ise ekmeğin ve gülün yanına bir de kalp eklendi, doğurganlığı ile nesillerin devamlılığını sağlayan biz kadınlara. Yaşamın simgesi  "kalp"`!
O kadar çok öldürülüyoruz ki,
O kadar çok hakarete şiddete uğruyoruz ki
Ve
O kadar çok tecavüz ve taciz ediliyoruz ki, sol yanımızdaki kalbimizi hissedemez olduk, emek kavgamızın önüne geçti can mücadelemiz.
"Son 50 yılda, 20. Yüzyılda yapılan tüm savaşlarda ölen erkeklerden daha fazla kadın öldürüldü. Öldürülmelerinin en büyük sebebi kadın olmalarıydı. " (Nicholas D. Kristof ve Sherly Wudunn)
Nerede bir katliam veya savaş olsa dolaylı yada direkt olarak en çok etkilenenler kadınlar oluyor. Kimi coğrafyalarda ölüm, neredeyse kader haline geldi kadınlarımıza. İradelerimizin kontrol altına alınmasının yanında bedenlerimize de ipotek konulmaya başlandı.
Biz kadınlar için bugün ‘8 Mart başlıklı‘ bir makale değil, başlığı son sözde olan yılların tecrübesidir. Oysa her yıl "8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü" başlıklı pek çok yazı ve makale yazılır, konferanslar ve TV programları düzenlenir. Bugünün anlamını kadınlardan daha iyi bilen, kadınlara günü kutlama yerine hüzne dönüştürmede büyük payı olan ve karanfillerle de kadınlarımızı kutlamayı marifet zanneden baş aktörler, aslında kendini erkek olarak kadından ayrı tutan zihniyetin temsilcileridirler.
Dünyanın her yerinde söylemlerde "toplumun temeli kadındır" vurgusu yapılırken, ne acıdır ki bu vurgunun en çok öne çıkarıldığı ülkelerde, aileler hızla dağılmaktadır. Kadına 2. sınıf vatandaş olarak davranıldıkça ve bu değiştirilemez kural haline dönüştürüldükçe, gerçekte aile içi otorite ve organizasyonu sağlayan kadın, görevlerinin tamamndan sıyrılmakta ve bunun doğal sonucu olarak da aile kavramı bozulmaya mahkum olmaktadır.
Bizim gibi dikta heveslilerince yönetilen toplumlarda ise en çarpıcı özellik, erkek egemen zihniyetin ülke yönetiminde söz sahibi olmasının getirdiği sorunların kadınların yükünü iki katına çıkarmasıdır. Aynı zamanda Arap kültürü ile yoğrulmus dinin emperyal çıkarlar uğruna savaşlar çıkardığı ülkemizi de içine alan coğrafyalarda durum kadın açısından daha vahim sonuçlar doğurmaktadır. İktidara gelirken de iktidar sallantıya girdiğinde de "kadın" başlığı altında, sürekli baş örtüsü, namus, vitrin, haklar ve haksızlıklar gibi argümanları kullanmaktadırlar. Bu şekilde ihtiyaç anında derhal kadın vurgusunun kullanılıp en iyi sonuçların alındığı ülkemizde, kaç kadının öldürüldüğü üzerine düzenli istatistikler çıkarılır. Hatırı sayılır kurumlarca yapılan bu istatistiklere göre; ülkeyi fakirlik, açlık, ölüm, katliam ve terör coğrafyasına dönüştüren dikta rejiminin iktidarlığı süresi içerisindeki 5 yıllık bilançosunda en az 1134 kadın tanıdık tanımadık erkekler (eş, baba, kayınbaba, oğul, kardeş, kayınbirader, komşu) tarafından öldürülmüşler. Gerekçeler ise; namus, töre, cinnet, şeytana uymak. Üstelik bu gerekçelere cezai indirimler uygulamak için iktidar her gün yeni yasalar çıkarmaktadır.
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi Madde 3 , "Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır. " der.
Söz konusu bildirgeye uluslararası alanda imza atmış olan devletin görevi, emniyet birimlerince halka terör uygulatmak değil, tam tersine bu hakların kişilerce yaşatılmasını güvence altına almaktır.
Öyle gözüküyor ki; kadınlar öldürülüp, aşağılanıp, hakları elllerinden alındıkca iktidarlar kendilerini daha da garantide hissetmektedir. Tıpkı iyi yönetildiği varsayılan "gelişmiş" toplumlarda bile son kertede sistemin kadını erkek varlığına mahkum ederek sürdürülebilirliğini sağlama alması gibidir. Aksi taktirde bu yasalar niye çıkarılsın?
Ve anlaşılan odur ki; yönetenlerin erkek eksenli vandalist yaklşımlarla kadın sorununa çözüm bulmaları olanaksız.
Zaten yandaş olmayan bilinçli kesimlerin bu iktidar aklından bir beklentisi ve önerisi de yoktur, umutlarının da olmadığı gibi.
Sonuçta bizler biliyoruz ki; gerek yasalarla, gerek toplumsal baskı ile ve gerekse medya programları ile bilinçli bir politika izleyen iktidarın amacı, kadınları tarihsel kalıplara ve kör karanlığa mahkum etmektir. Devlet destekli erkek gözü, yaşamın diğer alanlarının yanında toplumsal, sınıfsal ve kimlik mücadelelerinde bile kadınların cinsiyet farklılığını öne çıkararak erkeklerden farklı davranmaya mahkum edecek pencereler aramaktadır sürekli.
Yeni şartlara çabuk adapte olmaları, uyumları, nezaketleri, ödünsüz ve inatçı davranışlarıyla toplumlarda farkındalıkla öne çıkan Cerkes kadınlarımızın da erkeklerle hayata eşit başladıklarını bilince çıkarıp, erkeklerin kendilerini üstün hissetmeleri için ellerinden geleni yapmalarını artık bir kenara bırakma zamanıdır. Hiç kimseyi olduğundan daha güçlü hissettirip güç sahibi olmaları için uğraş vermek zorunda değiliz. Kadın bir araç ya da nesne değil insandır. Soykırım ve sürgün sonrası vatanlarından uzaklaştırılan ve ayak bastığı toprakların savunulması için erkeklerini sürekli cephelere gönderen kadınlarımızın onurlu mücadeleleri bize yol göstericidir. Etnik kimliklerden bağımsız, Çerkesi, Kürdü, Türkü, Lazı, Rumu, Ermenisi ile kadınların bir arada davranma ihtiyacı ve zorunluluğu vardır toplumuzda.
Biz kadınlar olarak bize dayatılmaya çalışılan zorlamacı kadınlık rollerimizden bir an evvel sıyrılmalıyız. Bunu yapmadığımız taktirde "kadınlığımız" da elimizden alınacaktır. Canımız, onurumuz, kişiliğimiz, cesaretimiz, fedakarlığımız, üretkenliğimiz ve özgürlüklerimizin elimizden alındığı gibi. Adaletin, güçlü olanın çıkarından başka birşey olmadığı ülkemizde, fiziksel gücün de adalet olmadığını göstermeliyiz. Kadının gücünden çekinildiği içindir ki; katliamlarda, eylemlerde en çok ve ilk zarar kadına verilmektedir.
8 Martlar kendinden sonra gelen zamanlarda kadının ayağa kalkıp haklarına ve özgürlüklerine parmak izi yerine, imza atmayı başlattığı gündür. Hediyelik eşya yada eğlence günü değil, mücadele günüdür 8 Mart.
Kırılganlığımızı ve kızgınlığımızı mı kutlayacağız?
Ya da;
Suruç`ta, Ankara`da, Cizre`de, Sur`da, İstanbul`da, Artvin'de daha güzel yaşamlar için mücadelede katledilen, şiddet gören kadınlarımızı mı kutlayacağız?
Ya da;
Evlerinde, okullarında, işyerlerinde, sokaklarda şiddete, tecavüze, hakarete uğrayıp ölüme gönderilen kadınlarımız için mi tebrikleri kabul edeceğiz?
Savunuculuğunu yaptıkları erk sahiplerinin rantcı köhnemis fikirlerini yaşatmak için kadınların kendilerini kullandırmadıkları, sömürüye, ezilmeye, değersizleştirmeye, hak ihlallerine ve yok edilmeye karşı  yaşamın her anında ve her yerde sosyal-sınıfsal-ekonomik-dinsel-tabusal ideolojilere ve baskılara karşı direnişi ve mücadeleyi toplu olarak başlattıkları güzel günler gelecektir. Ve ancak o gün geldiğinde, dünya yaşanılabilir olacaktır.
Direnen, direndikçe güzelleşen ve güzelleştiren bütün kadınlara ve tüm insanlığa sevgiyle...
Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü
Орэпсэу 8 Гъэтхап Дунае Бзылъфыгъэ Мафэр
Bahar Erdoğan (7 Mart 2016)
Premium Drupal Themes by Adaptivethemes